Bu Ülkede Yoksulluk Kader Gibi Yaşatılıyor

Gündem (SHA) - Samsun Haber Ajansı | 06.01.2026 - 23:31, Güncelleme: 06.01.2026 - 23:31
 

Bu Ülkede Yoksulluk Kader Gibi Yaşatılıyor

Öyle bir ülke haline geldik ki artık “emekliyim” demeye utanır olduk. Çünkü emekli demek geçinememek, emekli demek açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm olmak demek oldu. Yıllarca çalışmış, üretmiş, bu ülkeye hizmet etmiş insanlar bugün temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale getirildi.
Ama mesele sadece emeklilerle sınırlı değil. Bu ülkede bir de dul ve yetimler var… Sessiz kalan, sesi duyulmayan, çoğu zaman istatistiklerin arasına sıkıştırılan insanlar. Hayatını kaybeden bir eşin, bir babanın ardından geriye kalanlara bağlanan maaşlar, bırakın insan onuruna yakışır bir yaşamı, hayatta kalmaya bile yetmiyor. Dul maaşıyla geçinmeye çalışan bir kadın düşünün… Kirası var, faturası var, mutfağı var, çocuğu varsa okul masrafı var. Yetim maaşı alan bir çocuk düşünün… Hayata zaten bir adım geriden başlamış, üstüne bir de yoksulluk yüklenmiş. Bu maaşlarla ne eğitim mümkün, ne sağlıklı beslenme, ne de geleceğe umutla bakmak. Devlet, sosyal devlet olduğunu en çok duluna, yetimine, emeklisine bakarak gösterir. Ama bugün dul ve yetim maaşları, adeta “idare et” denilerek verilen bir rakama dönüştürülmüş durumda. Bu insanlar eşlerini, babalarını kaybetmiş; bir de yokluğa mahkûm edilmişlerdir. Asgari ücretli de farklı bir durumda değil. Çalışıyor ama yoksul. Sabah karanlıkta çıkıp akşam karanlıkta eve dönüyor ama maaşı ayın ortasını bile göremiyor. Kira maaşın yarısını, faturalar kalanını götürüyor. Sofraya konulan her lokma hesapla alınıyor. Emekli, dul, yetim, asgari ücretli… Hepsi aynı gemide ama bu gemi su alıyor. Kimisi sessizce, kimisi öfkeyle, kimisi umutsuzca hayatta kalmaya çalışıyor. Ortak nokta ise şu: Hepsi açlık sınırının altında yaşamaya zorlanıyor. En acı tarafı da şu: Bu yoksulluk normalleştirilmeye çalışılıyor. “Sabredin”, “şükredin”, “alışın” deniliyor. Oysa yoksulluk ne kaderdir ne de imtihan. Yoksulluk, yanlış politikaların, adaletsiz gelir dağılımının ve görmezden gelmenin sonucudur. Dul bir kadının çocuğuna harçlık verememesi kader değildir. Yetim bir çocuğun hayallerinden vazgeçmesi kader değildir. Emeklinin pazardan yarım kilo meyve alamaması kader değildir. Bu ülke bunu hak etmiyor. “Emekliyim” demenin utanç olmadığı, “dul ve yetimim” diyenlerin mahcup edilmediği, çalışanın da çalışamayanın da insanca yaşayabildiği bir düzen mümkündür. Yeter ki bu insanların sesi duyulsun, yeter ki bu ülkenin gerçek gündemi görmezden gelinmesin. Çünkü yoksulluk büyüdükçe sadece sofralar değil, vicdanlar da küçülüyor.
Öyle bir ülke haline geldik ki artık “emekliyim” demeye utanır olduk. Çünkü emekli demek geçinememek, emekli demek açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm olmak demek oldu. Yıllarca çalışmış, üretmiş, bu ülkeye hizmet etmiş insanlar bugün temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale getirildi.

Ama mesele sadece emeklilerle sınırlı değil.

Bu ülkede bir de dul ve yetimler var… Sessiz kalan, sesi duyulmayan, çoğu zaman istatistiklerin arasına sıkıştırılan insanlar. Hayatını kaybeden bir eşin, bir babanın ardından geriye kalanlara bağlanan maaşlar, bırakın insan onuruna yakışır bir yaşamı, hayatta kalmaya bile yetmiyor.

Dul maaşıyla geçinmeye çalışan bir kadın düşünün… Kirası var, faturası var, mutfağı var, çocuğu varsa okul masrafı var. Yetim maaşı alan bir çocuk düşünün… Hayata zaten bir adım geriden başlamış, üstüne bir de yoksulluk yüklenmiş. Bu maaşlarla ne eğitim mümkün, ne sağlıklı beslenme, ne de geleceğe umutla bakmak.

Devlet, sosyal devlet olduğunu en çok duluna, yetimine, emeklisine bakarak gösterir. Ama bugün dul ve yetim maaşları, adeta “idare et” denilerek verilen bir rakama dönüştürülmüş durumda. Bu insanlar eşlerini, babalarını kaybetmiş; bir de yokluğa mahkûm edilmişlerdir.

Asgari ücretli de farklı bir durumda değil. Çalışıyor ama yoksul. Sabah karanlıkta çıkıp akşam karanlıkta eve dönüyor ama maaşı ayın ortasını bile göremiyor. Kira maaşın yarısını, faturalar kalanını götürüyor. Sofraya konulan her lokma hesapla alınıyor.

Emekli, dul, yetim, asgari ücretli… Hepsi aynı gemide ama bu gemi su alıyor. Kimisi sessizce, kimisi öfkeyle, kimisi umutsuzca hayatta kalmaya çalışıyor. Ortak nokta ise şu: Hepsi açlık sınırının altında yaşamaya zorlanıyor.

En acı tarafı da şu: Bu yoksulluk normalleştirilmeye çalışılıyor. “Sabredin”, “şükredin”, “alışın” deniliyor. Oysa yoksulluk ne kaderdir ne de imtihan. Yoksulluk, yanlış politikaların, adaletsiz gelir dağılımının ve görmezden gelmenin sonucudur.

Dul bir kadının çocuğuna harçlık verememesi kader değildir. Yetim bir çocuğun hayallerinden vazgeçmesi kader değildir. Emeklinin pazardan yarım kilo meyve alamaması kader değildir.

Bu ülke bunu hak etmiyor.

“Emekliyim” demenin utanç olmadığı, “dul ve yetimim” diyenlerin mahcup edilmediği, çalışanın da çalışamayanın da insanca yaşayabildiği bir düzen mümkündür. Yeter ki bu insanların sesi duyulsun, yeter ki bu ülkenin gerçek gündemi görmezden gelinmesin.

Çünkü yoksulluk büyüdükçe sadece sofralar değil, vicdanlar da küçülüyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.