Güçlü Ekonomi, Huzurlu Toplum

Gündem (SHA) - Samsun Haber Ajansı | 20.10.2026 - 13:52, Güncelleme: 20.10.2026 - 13:52
 

Güçlü Ekonomi, Huzurlu Toplum

Ünsal Tonyaloğlu Yazdı
Bir tarafta ücretsiz karpuz almak için sıraya giren vatandaşlar, diğer tarafta televizyon ekranlarında sergilenen milyonluk yatlar...   Aynı ülke, aynı ekonomi ama birbirinden çok farklı hayatlar!   Amasya'da bir esnafın vatandaşlara ücretsiz karpuz dağıtması güzel bir dayanışma örneğiydi. Ancak bu görüntü ile televizyon ekranlarına yansıyan lüks yaşam örnekleri, ülkemizdeki gelir farklılıkları üzerine yeniden düşünmemize neden oldu.   Mesele zenginlik değil.   Mesele kimsenin kazancını, malını, mülkünü sorgulamak da değil.   Elbette insanlar çalışacak, üretecek, kazanacak ve kazandıklarıyla istedikleri hayatı yaşayacak.   Buna kimsenin itirazı olamaz.   Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.   Ay sonunu getirmekte zorlanan emekliler, kira ve faturalar arasında hesap yapan çalışanlar, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için bütçesini denkleştirmeye çalışan aileler...   Bugün asıl konuşmamız gereken mesele işte bu!   Çünkü ekonomi sadece büyüme rakamlarıyla, yatırımlarla ya da büyük servetlerle açıklanabilecek bir kavram değildir.   Ekonominin gerçek karşılığı sokaktadır.   Mahalle pazarındadır.   Market raflarındaki fiyat etiketlerindedir.   Emeklinin cüzdanında, işçinin maaşında, bir ailenin mutfak masrafındadır.   Bir ülkenin ekonomik gücü elbette önemlidir. Ancak o gücün vatandaşın günlük yaşamına ne ölçüde yansıdığı da en az onun kadar önem taşır.   Bugün bir emeklinin yıllarca çalıştıktan sonra aldığı maaşla nasıl geçindiğini konuşmak zorundayız.   Bir asgari ücretlinin barınma, beslenme ve ulaşım giderlerini karşıladıktan sonra elinde ne kaldığını sorgulamak zorundayız.   Bir gencin geleceğe umutla bakabilmesi, bir ailenin yarınından endişe etmeden yaşayabilmesi üzerinde düşünmek zorundayız.   Çünkü refah dediğimiz kavram yalnızca belli bir gelir seviyesine ulaşan insanların yaşam standartlarından ibaret değildir.   Refah, toplumun bütün kesimlerinin hayatına dokunabildiği ölçüde anlam kazanır.   Kimsenin zenginliğinde gözümüz yok.   Aksine, daha fazla üreten, daha fazla kazanan, ekonomik imkanları her geçen gün genişleyen bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur.   Ancak bu gelişmenin emekliye, işçiye, esnafa, çiftçiye ve dar gelirli ailelere de yansımasını beklemek en doğal toplumsal taleplerden biridir.   Bugün mesele, milyonluk yatlara sahip olanların nasıl yaşadığı değil.   Mesele, milyonlarca insanın nasıl geçindiği.   Aradaki farkı doğru anlamak gerekiyor.   Zenginliği eleştirmek başka, toplumun refah seviyesinin yükselmesini istemek başka.   Bizim üzerinde durduğumuz konu ikincisi.   Çünkü bir ülkenin kalkınmasından söz ederken yalnızca ekonomik büyüklüklere değil, vatandaşın hayatındaki iyileşmelere de bakmak gerekir.   Emeklinin pazardan rahatça alışveriş yapabildiği, çalışanın emeğinin karşılığını alabildiği, gençlerin gelecek kaygısının azaldığı bir ekonomik ortam hepimizin ortak beklentisi olmalı.   İnsanların hayatını kolaylaştıran, alım gücünü artıran ve toplumsal refahı güçlendiren her adımın desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.   Bizim meselemiz kimin ne kadar zengin olduğu değil, vatandaşın ne kadar huzurlu yaşayabildiğidir.   Çünkü ekonomik refahın en anlamlı göstergelerinden biri, insanların gündelik ihtiyaçlarını ne kadar kolay karşılayabildiğidir.   Biz zenginin fakirleşmesini değil, dar gelirlinin de daha iyi şartlarda yaşamasını istiyoruz.   Ve unutmamak gerekir ki...   Bir ülkenin gerçek zenginliği, limanlarındaki milyonluk yatlardan çok, vatandaşının sofrasındaki huzurda anlam bulur.   Çünkü mesele bir dilim karpuz değil, milyonların hayatından ne kadar memnun olduğudur.
Ünsal Tonyaloğlu Yazdı
Bir tarafta ücretsiz karpuz almak için sıraya giren vatandaşlar, diğer tarafta televizyon ekranlarında sergilenen milyonluk yatlar...
 
Aynı ülke, aynı ekonomi ama birbirinden çok farklı hayatlar!
 
Amasya'da bir esnafın vatandaşlara ücretsiz karpuz dağıtması güzel bir dayanışma örneğiydi. Ancak bu görüntü ile televizyon ekranlarına yansıyan lüks yaşam örnekleri, ülkemizdeki gelir farklılıkları üzerine yeniden düşünmemize neden oldu.
 
Mesele zenginlik değil.
 
Mesele kimsenin kazancını, malını, mülkünü sorgulamak da değil.
 
Elbette insanlar çalışacak, üretecek, kazanacak ve kazandıklarıyla istedikleri hayatı yaşayacak.
 
Buna kimsenin itirazı olamaz.
 
Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.
 
Ay sonunu getirmekte zorlanan emekliler, kira ve faturalar arasında hesap yapan çalışanlar, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için bütçesini denkleştirmeye çalışan aileler...
 
Bugün asıl konuşmamız gereken mesele işte bu!
 
Çünkü ekonomi sadece büyüme rakamlarıyla, yatırımlarla ya da büyük servetlerle açıklanabilecek bir kavram değildir.
 
Ekonominin gerçek karşılığı sokaktadır.
 
Mahalle pazarındadır.
 
Market raflarındaki fiyat etiketlerindedir.
 
Emeklinin cüzdanında, işçinin maaşında, bir ailenin mutfak masrafındadır.
 
Bir ülkenin ekonomik gücü elbette önemlidir. Ancak o gücün vatandaşın günlük yaşamına ne ölçüde yansıdığı da en az onun kadar önem taşır.
 
Bugün bir emeklinin yıllarca çalıştıktan sonra aldığı maaşla nasıl geçindiğini konuşmak zorundayız.
 
Bir asgari ücretlinin barınma, beslenme ve ulaşım giderlerini karşıladıktan sonra elinde ne kaldığını sorgulamak zorundayız.
 
Bir gencin geleceğe umutla bakabilmesi, bir ailenin yarınından endişe etmeden yaşayabilmesi üzerinde düşünmek zorundayız.
 
Çünkü refah dediğimiz kavram yalnızca belli bir gelir seviyesine ulaşan insanların yaşam standartlarından ibaret değildir.
 
Refah, toplumun bütün kesimlerinin hayatına dokunabildiği ölçüde anlam kazanır.
 
Kimsenin zenginliğinde gözümüz yok.
 
Aksine, daha fazla üreten, daha fazla kazanan, ekonomik imkanları her geçen gün genişleyen bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur.
 
Ancak bu gelişmenin emekliye, işçiye, esnafa, çiftçiye ve dar gelirli ailelere de yansımasını beklemek en doğal toplumsal taleplerden biridir.
 
Bugün mesele, milyonluk yatlara sahip olanların nasıl yaşadığı değil.
 
Mesele, milyonlarca insanın nasıl geçindiği.
 
Aradaki farkı doğru anlamak gerekiyor.
 
Zenginliği eleştirmek başka, toplumun refah seviyesinin yükselmesini istemek başka.
 
Bizim üzerinde durduğumuz konu ikincisi.
 
Çünkü bir ülkenin kalkınmasından söz ederken yalnızca ekonomik büyüklüklere değil, vatandaşın hayatındaki iyileşmelere de bakmak gerekir.
 
Emeklinin pazardan rahatça alışveriş yapabildiği, çalışanın emeğinin karşılığını alabildiği, gençlerin gelecek kaygısının azaldığı bir ekonomik ortam hepimizin ortak beklentisi olmalı.
 
İnsanların hayatını kolaylaştıran, alım gücünü artıran ve toplumsal refahı güçlendiren her adımın desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.
 
Bizim meselemiz kimin ne kadar zengin olduğu değil, vatandaşın ne kadar huzurlu yaşayabildiğidir.
 
Çünkü ekonomik refahın en anlamlı göstergelerinden biri, insanların gündelik ihtiyaçlarını ne kadar kolay karşılayabildiğidir.
 
Biz zenginin fakirleşmesini değil, dar gelirlinin de daha iyi şartlarda yaşamasını istiyoruz.
 
Ve unutmamak gerekir ki...
 
Bir ülkenin gerçek zenginliği, limanlarındaki milyonluk yatlardan çok, vatandaşının sofrasındaki huzurda anlam bulur.
 
Çünkü mesele bir dilim karpuz değil, milyonların hayatından ne kadar memnun olduğudur.
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.