İMAMOĞLU'NUN 5 YILDA 117 TAPU ALMASINA HAY HAY GÜRLEK'İN EŞİYLE BİR ÖMÜR ÇALIŞIP 4 DAİRE ALMASINA HAV HAV

Gündem 27.03.2026 - 13:50, Güncelleme: 27.03.2026 - 13:59
 

İMAMOĞLU'NUN 5 YILDA 117 TAPU ALMASINA HAY HAY GÜRLEK'İN EŞİYLE BİR ÖMÜR ÇALIŞIP 4 DAİRE ALMASINA HAV HAV

Ünal Yavuz'un Kaleminden..
Siyasette en çok alkışlanan şey çoğu zaman hakikat değil, taraftarlıktır... Kimin söylediğine göre değişen doğrular, kimin hakkında konuşulduğuna göre şekillenen tepkiler…  İşte tam da bu yüzden bugün tartıştığımız şey aslında iddiaların kendisi değil; o iddialara verilen reflekslerin samimiyetidir... Birine yöneltilen suçlamada en küçük detayı büyütenler, aynı durum kendi mahallesine geldiğinde derin bir sessizliğe bürünüyorsa, burada durup düşünmek gerekir... Çünkü adalet duygusu, seçilerek işletildiğinde adalet olmaktan çıkar; bir araç haline gelir... Araçsallaşan her değer gibi, bir süre sonra kimseyi ikna etmez... Bugün kamuoyunda konuşulan başlıklara bakıldığında, asıl dikkat çeken şey iddiaların büyüklüğü değil, bu iddialar karşısında sergilenen tutumların keskin zıtlığıdır... Bir tarafta sorgusuz sualsiz kabul edilen söylemler, diğer tarafta ise görmezden gelinen gerçeklik ihtimali…  Bu çelişki, siyasetin en zayıf halkasını oluşturuyor... Oysa siyaset, inanmak kadar şüphe etmeyi de gerektirir... Hatta çoğu zaman ilerlemenin yolu, kendi tarafını sorgulayabilme cesaretinden geçer... Ne var ki bugün bu cesaretin yerini, koşulsuz savunma refleksi almış durumda... “Bizden olan yapmaz” kolaycılığı, siyaseti bir hakikat arayışından çıkarıp bir aidiyet yarışına dönüştürüyor... Toplum ise bu tabloyu izliyor. Kimin ne söylediğinden çok, kimin neyi söylemediğine bakıyor..  Yüksek sesle dile getirilen eleştiriler kadar, bilinçli suskunluklar da hafızaya yazılıyor...  Ve bu hafıza, günü geldiğinde sandıkta kendini gösteriyor. Siyasetin güven üretmesi için önce kendi içinde tutarlı olması gerekir...  Aynı olaya farklı tepkiler veren bir anlayış, zamanla kendi sözünün ağırlığını kaybeder... Çünkü güven, tarafgirlikle değil, ilkeyle inşa edilir...  İlke ise ancak herkese eşit mesafede durduğunda anlam kazanır... Bugün yaşanan tam olarak budur: İlkenin yerini pozisyonun alması. Bu da kaçınılmaz olarak şu soruyu beraberinde getiriyor: Eleştiriler gerçekten adalet adına mı yapılıyor, yoksa yalnızca rakibi yıpratmak için mi? Bu soruya samimi bir cevap verilmeden, ne tartışmalar sağlıklı bir zemine oturur ne de siyaset toplum nezdinde yeniden itibar kazanır... Çünkü insanlar artık sloganlara değil, tutarlılığa bakıyor. Aynı meselede farklı tavırlar sergileyen bir siyaset dili, eninde sonunda kendi inandırıcılığını tüketir... Sonuçta geriye şu gerçek kalır: Kime karşı söylendiğine göre değişen söz, güçlü bir söz değildir...  Ve siyasette en tehlikeli kayıp, işte tam da bu noktada başlıyor... Buna en güzel örnek CHP yönetiminin ne yaparsa yapsın asla vazgeçmediği İmamoğlu ile yerden yere vurmaya, itibarsızlaştırmaya çalıştığı Adalet Bakanı Akın Gürlek... Düşünün ki; Ekrem İmamoğlu'nun 5 yılda 117 tapu almasına hay hay diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akın Gürlek'in bir ömür boyu eşiyle çalışıp 4 daire almasına Hav Hav diyor... Filmi tam tersine çevirip aynı şey AK Partili bir belediye başkanı tarafından yapılmış olsa CHP yönetim tencere tava çalıp hükümeti istifaya davet eder yeri göğü inletirdi... Bunu yaptılar da... Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sahte ses kayıtlarıyla aylarca "Başçalan" ilan etmediler mi? Bizim dinimizde kıble tektir... Kişiye göre kıbleyi değiştirip kılınan namaz geçerli sayılmaz... Son olarak şunu söyleyeyim; Bugün mahkemede İmamoğlu çıkıp "Bütün yolsuzlukları, arsızlıkları ben yaptım" dese vallahi de, billahi de, tallahi de buna bile inanmayacak milyonlarca CHP'li var diyebilirim... Ne derler biliyor musunuz? Bunlar fasa fiso... Ne acı değil mi?
Ünal Yavuz'un Kaleminden..

Siyasette en çok alkışlanan şey çoğu zaman hakikat değil, taraftarlıktır...

Kimin söylediğine göre değişen doğrular, kimin hakkında konuşulduğuna göre şekillenen tepkiler… 

İşte tam da bu yüzden bugün tartıştığımız şey aslında iddiaların kendisi değil; o iddialara verilen reflekslerin samimiyetidir...

Birine yöneltilen suçlamada en küçük detayı büyütenler, aynı durum kendi mahallesine geldiğinde derin bir sessizliğe bürünüyorsa, burada durup düşünmek gerekir...

Çünkü adalet duygusu, seçilerek işletildiğinde adalet olmaktan çıkar; bir araç haline gelir...

Araçsallaşan her değer gibi, bir süre sonra kimseyi ikna etmez...

Bugün kamuoyunda konuşulan başlıklara bakıldığında, asıl dikkat çeken şey iddiaların büyüklüğü değil, bu iddialar karşısında sergilenen tutumların keskin zıtlığıdır...

Bir tarafta sorgusuz sualsiz kabul edilen söylemler, diğer tarafta ise görmezden gelinen gerçeklik ihtimali… 

Bu çelişki, siyasetin en zayıf halkasını oluşturuyor...

Oysa siyaset, inanmak kadar şüphe etmeyi de gerektirir...

Hatta çoğu zaman ilerlemenin yolu, kendi tarafını sorgulayabilme cesaretinden geçer...

Ne var ki bugün bu cesaretin yerini, koşulsuz savunma refleksi almış durumda...

“Bizden olan yapmaz” kolaycılığı, siyaseti bir hakikat arayışından çıkarıp bir aidiyet yarışına dönüştürüyor...

Toplum ise bu tabloyu izliyor. Kimin ne söylediğinden çok, kimin neyi söylemediğine bakıyor.. 

Yüksek sesle dile getirilen eleştiriler kadar, bilinçli suskunluklar da hafızaya yazılıyor... 

Ve bu hafıza, günü geldiğinde sandıkta kendini gösteriyor.

Siyasetin güven üretmesi için önce kendi içinde tutarlı olması gerekir... 

Aynı olaya farklı tepkiler veren bir anlayış, zamanla kendi sözünün ağırlığını kaybeder...

Çünkü güven, tarafgirlikle değil, ilkeyle inşa edilir... 

İlke ise ancak herkese eşit mesafede durduğunda anlam kazanır...

Bugün yaşanan tam olarak budur: İlkenin yerini pozisyonun alması. Bu da kaçınılmaz olarak şu soruyu beraberinde getiriyor: Eleştiriler gerçekten adalet adına mı yapılıyor, yoksa yalnızca rakibi yıpratmak için mi?

Bu soruya samimi bir cevap verilmeden, ne tartışmalar sağlıklı bir zemine oturur ne de siyaset toplum nezdinde yeniden itibar kazanır...

Çünkü insanlar artık sloganlara değil, tutarlılığa bakıyor. Aynı meselede farklı tavırlar sergileyen bir siyaset dili, eninde sonunda kendi inandırıcılığını tüketir...

Sonuçta geriye şu gerçek kalır: Kime karşı söylendiğine göre değişen söz, güçlü bir söz değildir... 

Ve siyasette en tehlikeli kayıp, işte tam da bu noktada başlıyor...

Buna en güzel örnek CHP yönetiminin ne yaparsa yapsın asla vazgeçmediği İmamoğlu ile yerden yere vurmaya, itibarsızlaştırmaya çalıştığı Adalet Bakanı Akın Gürlek...

Düşünün ki; Ekrem İmamoğlu'nun 5 yılda 117 tapu almasına hay hay diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akın Gürlek'in bir ömür boyu eşiyle çalışıp 4 daire almasına Hav Hav diyor...

Filmi tam tersine çevirip aynı şey AK Partili bir belediye başkanı tarafından yapılmış olsa CHP yönetim tencere tava çalıp hükümeti istifaya davet eder yeri göğü inletirdi...

Bunu yaptılar da...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sahte ses kayıtlarıyla aylarca "Başçalan" ilan etmediler mi?

Bizim dinimizde kıble tektir...

Kişiye göre kıbleyi değiştirip kılınan namaz geçerli sayılmaz...

Son olarak şunu söyleyeyim;

Bugün mahkemede İmamoğlu çıkıp "Bütün yolsuzlukları, arsızlıkları ben yaptım" dese vallahi de, billahi de, tallahi de buna bile inanmayacak milyonlarca CHP'li var diyebilirim...

Ne derler biliyor musunuz?

Bunlar fasa fiso...

Ne acı değil mi?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.