KİM UTANMALI?

Gündem 01.09.2026 - 18:24, Güncelleme: 01.09.2026 - 18:28
 

KİM UTANMALI?

Ünal Yavuz Yazdı...
Yaz aylarını genelde eşimin sahibi olduğu çiçek mağazasında geçiriyorum. Mekan güzel... Bizim orası efil efil esiyor... Sizin "beğenerek okuyorum" dediğiniz çiçek gibi yazılar bu mekanda hayat buluyor... Gazeteciliğin yanına yeni meslekler de ekledik... Çiçek taşıma tamam... Servis şoförlüğü eyvallah... Buket yapma desen, onu da öğrendik... Bir tek çiçeğin dikenini elime batırmadan gül bağlamayı öğrenemedim, onu da zamanla hallederiz herhalde... Müşteri karşılama işi ise tamamen bende... Hanım diyor ki: “Senin ağzın iyi laf yapıyor. Gazetecisin ya, müşterileri sen karşıla...” Emir büyük yerden... Boynumuz kıldan ince... İlk zamanlar “Millet görürse ne der?” diye insanın aklından geçmiyor değildi... Şimdi zerre kadar umurumda değil... Neden mi? Çünkü o dükkanda öyle gençlerle karşılaşıyorum ki insan bazen elindeki çiçeği bırakıp memleketin halini düşünmeye başlıyor... Pırlanta gibi çocuklar vallahi... Kızı da erkeği de... Efendi, saygılı, eğitimli, tertemiz gençler... Benim de sohbetim çekilir hani... Soruyorum: “Ne iş yapıyorsun yavrum?” “Ağabey, ben bilgisayar mühendisiyim.” Bir başkasına dönüyorum: “Üniversite okudun mu kızım?” “Okudum ağabey. Turizm ve halkla ilişkileri bitirdim. Belediyenin işletmesinde garsonluk yapıyorum.” Bir diğeri geliyor... “Sen ne yapıyorsun evlat?” “Ben atanamayan öğretmenim beyefendi...” Öteki: “Hukuk bitirdim ama sonumuz ne olacak ben de bilmiyorum.” Hayda ne işin var çayda... İşte o anda insanın dili tutuluyor... Çünkü karşında tembel, okumamış, çalışmak istemeyen gençler yok... Yıllarca okumuşlar... Sınavlara girmişler... Diplomalarını almışlar... Aileleri belki dişinden tırnağından artırıp okutmuş... Sonra hayatın karşısına geçmişler ve bekliyorlar... “Şimdi ne olacak?” İşte bu soru insanın canını acıtıyor... Sonra aklıma kendi kızım geliyor... OMÜ İktisat-İşletme mezunu... Doktorasını da birincilikle bitirdi... Bu şehirde bir Allah'ın kuluna öz kızımla ilgili bir talepte bulunmadım... Peki ne yapıyor? Özel bir şirkette insan kaynaklarında çalışıyor... Tamamen kendi özverisi ve gayretiyle... Çalışmak ayıp mı? Tabiki değil... Ama bu çocuklar niye okudu o zaman? Alın teriyle kazanılan paranın ayıbı olmaz elbette... Mesele bizim çocuklarımızın kendi işlerini yapamaz duruma gelmesi... Onları dinledikçe daha çok hırslanıyorum... Arabaya çiçek yüklüyorum... Servise çıkıyorum.... Gerekirse dükkanı süpürüyorum... Ve artık bundan hiç utanmıyorum... Tam tersine... Helalinden kazanılan bir liranın, insanın alnını eğdirecek hiçbir tarafı olmadığını daha iyi anlıyorum... Ama mesele başka... Bir ülkenin üniversite mezunu gençleri yıllarca eğitim gördükten sonra kendi alanlarında bir gelecek kurabileceklerine olan inançlarını kaybetmeye başlıyorsa, orada durup düşünmek gerekir... Hele bir genç, başarının yalnızca çalışmaya ve liyakate değil, “arkanda kimin olduğuna” bağlı olduğunu düşünmeye başlamışsa mesele çok daha ciddidir... Çünkü kaybedilen yalnızca bir iş değildir... Umut kaybedilir... Aidiyet kaybedilir... Geleceğe duyulan güven kaybedilir... Ben o dükkanda gençlerle konuştukça bunu görüyorum... Kimi gülerek anlatıyor... Kimi dalgaya vuruyor... Kimi “Ne yapalım ağabey?” deyip geçiyor... Ama gözlerinin içinde aynı soru var: “Biz bu kadar niye okuduk?” İşte buna cevap vermek zorundayız... Bu çocuklar bizim çocuklarımız... Mühendisi, öğretmeni, hukukçusu, garsonluk yapan üniversite mezunu da bizim... Hiçbirinin yaptığı işten utanması gerekmiyor... Alın teri dökerek çalışmak insanı küçültmez... Helal kazanç bereket getirir... Burada sorgulanması gereken, gençlerin eğitimleriyle ve yetenekleriyle örtüşen fırsatlara ulaşabildiklerine inanıp inanmadıklarıdır... Pırlanta gibi gençlerin gelecekten umudunu kesmeye başladığını gördüğümde kahroluyorum... O nedenle dükkanda bazen kendi kendime aynı soruyu soruyorum: Kim utanmalı? Diplomasını cebine koyup iş arayan gençler mi? Yoksa bu gençlere daha adil, liyakatin karşılığını bulduğu ve yarına umutla bakabilecekleri bir düzen kurmakla sorumlu olanlar mı? Karar sizin.
Ünal Yavuz Yazdı...

Yaz aylarını genelde eşimin sahibi olduğu çiçek mağazasında geçiriyorum.

Mekan güzel...

Bizim orası efil efil esiyor...

Sizin "beğenerek okuyorum" dediğiniz çiçek gibi yazılar bu mekanda hayat buluyor...

Gazeteciliğin yanına yeni meslekler de ekledik...

Çiçek taşıma tamam...

Servis şoförlüğü eyvallah...

Buket yapma desen, onu da öğrendik...

Bir tek çiçeğin dikenini elime batırmadan gül bağlamayı öğrenemedim, onu da zamanla hallederiz herhalde...

Müşteri karşılama işi ise tamamen bende...

Hanım diyor ki:

“Senin ağzın iyi laf yapıyor. Gazetecisin ya, müşterileri sen karşıla...”

Emir büyük yerden...

Boynumuz kıldan ince...

İlk zamanlar “Millet görürse ne der?” diye insanın aklından geçmiyor değildi...

Şimdi zerre kadar umurumda değil...

Neden mi?

Çünkü o dükkanda öyle gençlerle karşılaşıyorum ki insan bazen elindeki çiçeği bırakıp memleketin halini düşünmeye başlıyor...

Pırlanta gibi çocuklar vallahi...

Kızı da erkeği de...

Efendi, saygılı, eğitimli, tertemiz gençler...

Benim de sohbetim çekilir hani...

Soruyorum:

“Ne iş yapıyorsun yavrum?”

“Ağabey, ben bilgisayar mühendisiyim.”

Bir başkasına dönüyorum:

“Üniversite okudun mu kızım?”

“Okudum ağabey. Turizm ve halkla ilişkileri bitirdim. Belediyenin işletmesinde garsonluk yapıyorum.”

Bir diğeri geliyor...

“Sen ne yapıyorsun evlat?”

“Ben atanamayan öğretmenim beyefendi...”

Öteki:

“Hukuk bitirdim ama sonumuz ne olacak ben de bilmiyorum.”

Hayda ne işin var çayda...

İşte o anda insanın dili tutuluyor...

Çünkü karşında tembel, okumamış, çalışmak istemeyen gençler yok...

Yıllarca okumuşlar...

Sınavlara girmişler...

Diplomalarını almışlar...

Aileleri belki dişinden tırnağından artırıp okutmuş...

Sonra hayatın karşısına geçmişler ve bekliyorlar...

“Şimdi ne olacak?”

İşte bu soru insanın canını acıtıyor...

Sonra aklıma kendi kızım geliyor...

OMÜ İktisat-İşletme mezunu...

Doktorasını da birincilikle bitirdi...

Bu şehirde bir Allah'ın kuluna öz kızımla ilgili bir talepte bulunmadım...

Peki ne yapıyor?

Özel bir şirkette insan kaynaklarında çalışıyor...

Tamamen kendi özverisi ve gayretiyle...

Çalışmak ayıp mı?

Tabiki değil...

Ama bu çocuklar niye okudu o zaman?

Alın teriyle kazanılan paranın ayıbı olmaz elbette...

Mesele bizim çocuklarımızın kendi işlerini yapamaz duruma gelmesi...

Onları dinledikçe daha çok hırslanıyorum...

Arabaya çiçek yüklüyorum...

Servise çıkıyorum....

Gerekirse dükkanı süpürüyorum...

Ve artık bundan hiç utanmıyorum...

Tam tersine...

Helalinden kazanılan bir liranın, insanın alnını eğdirecek hiçbir tarafı olmadığını daha iyi anlıyorum...

Ama mesele başka...

Bir ülkenin üniversite mezunu gençleri yıllarca eğitim gördükten sonra kendi alanlarında bir gelecek kurabileceklerine olan inançlarını kaybetmeye başlıyorsa, orada durup düşünmek gerekir...

Hele bir genç, başarının yalnızca çalışmaya ve liyakate değil, “arkanda kimin olduğuna” bağlı olduğunu düşünmeye başlamışsa mesele çok daha ciddidir...

Çünkü kaybedilen yalnızca bir iş değildir...

Umut kaybedilir...

Aidiyet kaybedilir...

Geleceğe duyulan güven kaybedilir...

Ben o dükkanda gençlerle konuştukça bunu görüyorum...

Kimi gülerek anlatıyor...

Kimi dalgaya vuruyor...

Kimi “Ne yapalım ağabey?” deyip geçiyor...

Ama gözlerinin içinde aynı soru var:

“Biz bu kadar niye okuduk?”

İşte buna cevap vermek zorundayız...

Bu çocuklar bizim çocuklarımız...

Mühendisi, öğretmeni,
hukukçusu, garsonluk yapan üniversite mezunu da bizim...

Hiçbirinin yaptığı işten utanması gerekmiyor...

Alın teri dökerek çalışmak insanı küçültmez...

Helal kazanç bereket getirir...

Burada sorgulanması gereken, gençlerin eğitimleriyle ve yetenekleriyle örtüşen fırsatlara ulaşabildiklerine inanıp inanmadıklarıdır...

Pırlanta gibi gençlerin gelecekten umudunu kesmeye başladığını gördüğümde kahroluyorum...

O nedenle dükkanda bazen kendi kendime aynı soruyu soruyorum:

Kim utanmalı?

Diplomasını cebine koyup iş arayan gençler mi?

Yoksa bu gençlere daha adil, liyakatin karşılığını bulduğu ve yarına umutla bakabilecekleri bir düzen kurmakla sorumlu olanlar mı?

Karar sizin.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.