PAZAR DA MARKET DE BORSA GİBİ: KİM KİME NE TUTTURURSA!

Gündem 29.09.2026 - 11:15, Güncelleme: 29.09.2026 - 11:15
 

PAZAR DA MARKET DE BORSA GİBİ: KİM KİME NE TUTTURURSA!

Çağatay Durmuş Yazdı..
Market raflarına bakıyorsunuz, insan kendini alışverişte değil borsada sanıyor. Bir ürün iniyor, öteki çıkıyor. Öteki biraz geriliyor, bu defa yanındaki ürün zıplıyor. Market görevlisi desen, sabahtan akşama kadar etiket değiştirmekten bitap düşmüş. Vatandaş artık ürünün fiyatını değil, etiketin ne kadar dayanacağını merak ediyor. Sabah gördüğünüz fiyat öğleden sonra yok. Dün pahalı olan bugün “indirimde.” Bugün indirimde olan yarın eski fiyatının da üzerine çıkmış. İnsan ister istemez soruyor: Bu fiyatı kim belirliyor arkadaş? Maliyet mi? Kur mu? Nakliye mi? Yoksa “millet buna ne kadar verir” hesabı mı? Pazara gidiyorsunuz, manzara çok mu farklı? Bazı tezgahlarda sanki görünmez bir ikinci tarife var. Sabah başka fiyat. Satış ağır gidince başka fiyat. Akşama doğru başka fiyat. Demek ki mesele sadece maliyet değilmiş! Madem akşam o fiyata satabiliyorsun, sabahtan neden vatandaşa daha yüksek fiyat söylüyorsun? Madem indirim yaptığında da zarar etmiyorsun, o zaman ilk fiyat neyin fiyatı? Kusura bakmayın ama vatandaşın aklıyla oynamayın. Millet artık neyin ne olduğunu görüyor. Ben burada domatesi, patatesi, yağı, peyniri tek tek saymayacağım. Gerek de yok. Çünkü vatandaş zaten her gün cebinden çıkan parayla bu hesabı yapıyor. Kasaya gidince görüyor. Pazarda poşeti dolduramayınca görüyor. Aynı ürünü iki farklı yerde iki bambaşka rakamla görünce görüyor. Sorun yalnızca pahalılık da değil. Sorun güvenin kaybolması. Bir fiyatın gerçek olduğuna inanamaz hale geldiysek, orada ticaretin ahlakı tartışılır hale gelir. İndirim güzel şeydir. Rekabet güzel şeydir. Esnafın kazanması da, marketin kar etmesi de elbette normaldir. Ama bir ürüne önce yüksek fiyat yazıp sonra büyük puntolarla “indirim” diye vatandaşa sunuyorsanız, vatandaş da size şu soruyu sorar: Madem bu fiyattan satabiliyordun, bizi neden günlerce daha pahalıya aldın? İşte mesele tam burada. Bu artık fiyat politikası olmaktan çıkıp güven meselesine dönüşüyor. Kimse kimseden bedava mal istemiyor. Kimse esnaf zarar etsin, market zarar etsin demiyor. Ama millet de enayi değil. Bugün pazarda da markette de vatandaşın hissettiği şey şu: “Kim kime ne tutturursa.” Asıl rahatsız edici olan da bu. Fiyat yükselince maliyet deniyor. Fiyat düşünce kampanya deniyor. Satış olmayınca etiket değişiyor. Peki vatandaşın cebi boşalınca ne deniyor? Hiçbir şey. Çünkü faturayı hep vatandaş ödüyor. Artık şu gerçeği kabul edin: İnsanlar yalnızca pahalı üründen değil, kendileriyle dalga geçiliyormuş hissinden yoruldu. Ve bu milletin yüzüne bakıp her gün başka fiyat yazarken, kimsenin bunu fark etmediğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Vatandaş görüyor. Vatandaş biliyor. Sadece bugüne kadar bu iki yüzlü fiyat düzenini yüzünüze yeterince sert söyleyen olmamış. Şimdi söylüyoruz: Ticaret yapın, oyun oynamayın.
Çağatay Durmuş Yazdı..

Market raflarına bakıyorsunuz, insan kendini alışverişte değil borsada sanıyor.

Bir ürün iniyor, öteki çıkıyor.

Öteki biraz geriliyor, bu defa yanındaki ürün zıplıyor.

Market görevlisi desen, sabahtan akşama kadar etiket değiştirmekten bitap düşmüş.

Vatandaş artık ürünün fiyatını değil, etiketin ne kadar dayanacağını merak ediyor.

Sabah gördüğünüz fiyat öğleden sonra yok.

Dün pahalı olan bugün “indirimde.”

Bugün indirimde olan yarın eski fiyatının da üzerine çıkmış.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu fiyatı kim belirliyor arkadaş?

Maliyet mi?

Kur mu?

Nakliye mi?

Yoksa “millet buna ne kadar verir” hesabı mı?

Pazara gidiyorsunuz, manzara çok mu farklı?

Bazı tezgahlarda sanki görünmez bir ikinci tarife var.

Sabah başka fiyat.

Satış ağır gidince başka fiyat.

Akşama doğru başka fiyat.

Demek ki mesele sadece maliyet değilmiş!

Madem akşam o fiyata satabiliyorsun, sabahtan neden vatandaşa daha yüksek fiyat söylüyorsun?

Madem indirim yaptığında da zarar etmiyorsun, o zaman ilk fiyat neyin fiyatı?

Kusura bakmayın ama vatandaşın aklıyla oynamayın.

Millet artık neyin ne olduğunu görüyor.

Ben burada domatesi, patatesi, yağı, peyniri tek tek saymayacağım.

Gerek de yok.

Çünkü vatandaş zaten her gün cebinden çıkan parayla bu hesabı yapıyor.

Kasaya gidince görüyor.

Pazarda poşeti dolduramayınca görüyor.

Aynı ürünü iki farklı yerde iki bambaşka rakamla görünce görüyor.

Sorun yalnızca pahalılık da değil.

Sorun güvenin kaybolması.

Bir fiyatın gerçek olduğuna inanamaz hale geldiysek, orada ticaretin ahlakı tartışılır hale gelir.

İndirim güzel şeydir.

Rekabet güzel şeydir.

Esnafın kazanması da, marketin kar etmesi de elbette normaldir.

Ama bir ürüne önce yüksek fiyat yazıp sonra büyük puntolarla “indirim” diye vatandaşa sunuyorsanız, vatandaş da size şu soruyu sorar:

Madem bu fiyattan satabiliyordun, bizi neden günlerce daha pahalıya aldın?

İşte mesele tam burada.

Bu artık fiyat politikası olmaktan çıkıp güven meselesine dönüşüyor.

Kimse kimseden bedava mal istemiyor.

Kimse esnaf zarar etsin, market zarar etsin demiyor.

Ama millet de enayi değil.

Bugün pazarda da markette de vatandaşın hissettiği şey şu:

“Kim kime ne tutturursa.”

Asıl rahatsız edici olan da bu.

Fiyat yükselince maliyet deniyor.

Fiyat düşünce kampanya deniyor.

Satış olmayınca etiket değişiyor.

Peki vatandaşın cebi boşalınca ne deniyor?

Hiçbir şey.

Çünkü faturayı hep vatandaş ödüyor.

Artık şu gerçeği kabul edin:

İnsanlar yalnızca pahalı üründen değil, kendileriyle dalga geçiliyormuş hissinden yoruldu.

Ve bu milletin yüzüne bakıp her gün başka fiyat yazarken, kimsenin bunu fark etmediğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Vatandaş görüyor.

Vatandaş biliyor.

Sadece bugüne kadar bu iki yüzlü fiyat düzenini yüzünüze yeterince sert söyleyen olmamış.

Şimdi söylüyoruz:

Ticaret yapın, oyun oynamayın.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.