Ünsal Tonyaloğlu
Köşe Yazarı
Ünsal Tonyaloğlu
 

İstifalar Çözüm mü, Yeni Bir Siyasi Denklem mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son gelişmeler, artık yalnızca bir iç tartışma değil, Türk siyasetinin en sıcak başlıklarından biri hâline geldi. Mahkeme sürecinin ardından Özgür Özel liderliğinde yeni bir yapılanmanın ortaya çıkması ve bununla birlikte milletvekili ile üye istifalarının konuşulması, birçok soruyu da beraberinde getirdi. Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir: Özgür Özel’in verdiği kararın yanlış olduğunu düşünmüyorum. Aksine, şartlar içinde doğru bir siyasi hamle olduğunu da kabul etmek gerekir.  Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, bu kararın ardından üyelerin istifaya yönlendirilmesidir.  İşte buna katılmıyorum... Benim asıl sorum şu: Eğer CHP’den kitlesel istifalar yaşanırsa, yarın yapılacak delege seçimleri, ilçe ve il kongreleri, hatta büyük kurultay hangi üyelerle yapılacak? Bir partinin gücü sadece milletvekillerinden gelmez.  Asıl omurga, sandık günü çalışan, afiş asan, kapı kapı dolaşan ve parti binasını ayakta tutan üyedir. Milletvekilleri değişir, genel başkanlar gelir gider; ama partinin hafızasını örgüt taşır. Bu yüzden “hep birlikte istifa edelim” çağrısı yapanların, yarın yeniden CHP’nin yönetimine talip olduklarında bunu hangi kadro ve hangi örgütle yapacaklarını da açıklamaları gerekir. Çünkü dışarıdan slogan atarak boşalan yapı geri alınmaz; siyaset, örgütle kazanılır. Tam da burada ikinci soru ortaya çıkıyor: Bugün ayrılan milletvekilleri ve üyeler, yarın CHP’yi nasıl yeniden yönetecek? Kapısını kapattıkları yapının anahtarını kimden isteyecek? Bir binayı yıkmak kolaydır; yeniden kurmak ise yıllar alır. Bu nedenle üye bazında toplu istifaları doğru bir strateji olarak görmüyorum. Milletvekilleri elbette kendi siyasi tercihini yapabilir; ancak yıllarını partiye vermiş insanların duygusal tepkilerle örgütten kopması, bugünü olduğu kadar yarını da zedeler. Çünkü kongreyi yapan üyedir, delegeleri seçen üyedir, il başkanını belirleyen üyedir, kurultayın zeminini hazırlayan da yine üyedir.  Üye giderse örgüt zayıflar; örgüt zayıflarsa siyaset, ekran açıklamalarına sıkışır. Kulislerde bir başka değerlendirme daha yapılıyor: Acaba bu ayrışma, farkında olmadan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkili olabileceği bir zemin mi hazırlıyor? Bugün bunun kesin cevabını vermek mümkün değil. Ancak siyaset boşluk kabul etmez; bir alan boşalırsa mutlaka biri o alanı doldurur.  CHP içinde büyük bir üye kaybı yaşanırsa, geride kalan yapı kendi dengesini kurar ve parti yeni bir güç dengesiyle şekillenir.  Bu durumda dışarıdan geri dönmek, içeride kalıp mücadele etmekten çok daha zor olur. Siyasette bazen en büyük mücadele masayı terk etmek değil, masada kalıp fikrini savunabilmektir. Tarih boyunca büyük hareketleri ayakta tutan şey kırgınlıklar değil, örgütlü mücadele olmuştur. Bugün yaşananlar belki bir ayrılık hikâyesidir, belki de yeni bir başlangıcın ilk adımıdır.  Ama unutulmamalıdır ki siyasi partiler yalnızca liderlerden ve milletvekillerinden ibaret değildir; asıl sahibi üyedir.  Bir partiyi yeniden kazanmanın yolu da önce o üyeyi kaybetmemekten geçer. Son söz: Siyasette en büyük hata, doğru bir kararın ardından yanlış yönteme sapmaktır. Özgür Özel’in aldığı kararın doğru olduğunu düşünüyorum; fakat üyelerin istifaya sürüklenmesini doğru bulmuyorum.  Çünkü partiye en büyük zararı, içeride kalıp mücadele etmesi gerekenlerin dışarı çıkması verir.
Ekleme Tarihi: 25 Temmuz 2026 -Cumartesi

İstifalar Çözüm mü, Yeni Bir Siyasi Denklem mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son gelişmeler, artık yalnızca bir iç tartışma değil, Türk siyasetinin en sıcak başlıklarından biri hâline geldi.

Mahkeme sürecinin ardından Özgür Özel liderliğinde yeni bir yapılanmanın ortaya çıkması ve bununla birlikte milletvekili ile üye istifalarının konuşulması, birçok soruyu da beraberinde getirdi.

Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir: Özgür Özel’in verdiği kararın yanlış olduğunu düşünmüyorum.

Aksine, şartlar içinde doğru bir siyasi hamle olduğunu da kabul etmek gerekir. 

Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, bu kararın ardından üyelerin istifaya yönlendirilmesidir. 

İşte buna katılmıyorum...

Benim asıl sorum şu: Eğer CHP’den kitlesel istifalar yaşanırsa, yarın yapılacak delege seçimleri, ilçe ve il kongreleri, hatta büyük kurultay hangi üyelerle yapılacak?

Bir partinin gücü sadece milletvekillerinden gelmez. 

Asıl omurga, sandık günü çalışan, afiş asan, kapı kapı dolaşan ve parti binasını ayakta tutan üyedir.

Milletvekilleri değişir, genel başkanlar gelir gider; ama partinin hafızasını örgüt taşır.

Bu yüzden “hep birlikte istifa edelim” çağrısı yapanların, yarın yeniden CHP’nin yönetimine talip olduklarında bunu hangi kadro ve hangi örgütle yapacaklarını da açıklamaları gerekir.

Çünkü dışarıdan slogan atarak boşalan yapı geri alınmaz; siyaset, örgütle kazanılır.

Tam da burada ikinci soru ortaya çıkıyor: Bugün ayrılan milletvekilleri ve üyeler, yarın CHP’yi nasıl yeniden yönetecek?

Kapısını kapattıkları yapının anahtarını kimden isteyecek?

Bir binayı yıkmak kolaydır; yeniden kurmak ise yıllar alır. Bu nedenle üye bazında toplu istifaları doğru bir strateji olarak görmüyorum.

Milletvekilleri elbette kendi siyasi tercihini yapabilir; ancak yıllarını partiye vermiş insanların duygusal tepkilerle örgütten kopması, bugünü olduğu kadar yarını da zedeler.

Çünkü kongreyi yapan üyedir, delegeleri seçen üyedir, il başkanını belirleyen üyedir, kurultayın zeminini hazırlayan da yine üyedir. 

Üye giderse örgüt zayıflar; örgüt zayıflarsa siyaset, ekran açıklamalarına sıkışır.

Kulislerde bir başka değerlendirme daha yapılıyor: Acaba bu ayrışma, farkında olmadan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkili olabileceği bir zemin mi hazırlıyor?

Bugün bunun kesin cevabını vermek mümkün değil. Ancak siyaset boşluk kabul etmez; bir alan boşalırsa mutlaka biri o alanı doldurur. 

CHP içinde büyük bir üye kaybı yaşanırsa, geride kalan yapı kendi dengesini kurar ve parti yeni bir güç dengesiyle şekillenir. 

Bu durumda dışarıdan geri dönmek, içeride kalıp mücadele etmekten çok daha zor olur.

Siyasette bazen en büyük mücadele masayı terk etmek değil, masada kalıp fikrini savunabilmektir.

Tarih boyunca büyük hareketleri ayakta tutan şey kırgınlıklar değil, örgütlü mücadele olmuştur.

Bugün yaşananlar belki bir ayrılık hikâyesidir, belki de yeni bir başlangıcın ilk adımıdır. 

Ama unutulmamalıdır ki siyasi partiler yalnızca liderlerden ve milletvekillerinden ibaret değildir; asıl sahibi üyedir. 

Bir partiyi yeniden kazanmanın yolu da önce o üyeyi kaybetmemekten geçer.

Son söz:
Siyasette en büyük hata, doğru bir kararın ardından yanlış yönteme sapmaktır.

Özgür Özel’in aldığı kararın doğru olduğunu düşünüyorum; fakat üyelerin istifaya sürüklenmesini doğru bulmuyorum. 

Çünkü partiye en büyük zararı, içeride kalıp mücadele etmesi gerekenlerin dışarı çıkması verir.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.