KOKOCULARIN SANATÇI OLDUĞU BİR ÜLKE?
KOKOCULARIN SANATÇI OLDUĞU BİR ÜLKE?
Ünal Yavuz'un Kaleminden....
Sanatçı…
Ne demek sanatçı?
Toplumun önünde yürüyen, sözüne kulak verilen, tavrı referans alınan kişi demek...
Sadece sahnede değil; hayatta da örnek gösterilen, duruşuyla gençleri etkileyen figür demek...
Ama bugün geldiğimiz noktada başka bir tabloyla karşı karşıyayız...
Bir kısmı için sanat; üretim değil, vitrin olmuş...
Bir kısmı için özgürlük; ilke değil, pazarlama sloganı haline gelmiş....
Bir kısmı için demokrasi; samimi bir mücadele değil, sahne ışığı kadar geçici bir dekora bürünmüş...
Ve en acısı…
Toplumun “rol model” diye önüne koyduğu bazı isimler, kendi hayat sınavlarında sınıfta kalmış...
Sanatçı; sadece şarkı söyleyen, film çeken ya da resim yapan kişi değildir...
Sanatçı aynı zamanda:
Toplumsal sorumluluk taşıyan,
Söylediği sözün arkasında duran,
Hayat tarzıyla gençlere örnek olan,
Eleştirdiği sistemi kendi çıkarı için kullanmayan kişidir...
Fakat son yıllarda ortaya saçılan tablolar başka bir gerçeği gösteriyor...
Ne diyorlar ifadelerinde;
"İÇTİM AMA PİŞMANIM"
“Özgürlük” diye bağıranların kendi bağımlılıklarını sakladığı,
“Demokrasi” diye nutuk atanların eleştiriye tahammülsüz olduğu,
“Halk” diyenlerin halktan kopuk, lüks ve steril hayatlar sürdüğü bir iklim…
Bu çelişkiyi görmezden gelmek mümkün mü?
Konser başına milyonlar…
Marka anlaşmaları…
Reklam kampanyaları…
Özel jetler, sahne şovları, gösterişli hayatlar…
Elbette emek vardır, elbette sanat para kazanabilir...
Kimsenin buna itirazı yok. Sorun para kazanmak değil...
Sorun şu:
Gençlere “sistem karşıtı” duruş pazarlayıp sistemin tüm nimetlerinden sonuna kadar faydalanmak...
Sahnede koko çekip özgürlük sloganı atarak, perde arkasında çıkar hesabı yapmak...
Toplumsal duyarlılık söylemiyle sempati toplayıp, kişisel hayatta tam tersi bir tablo sergilemek...
Bu noktada mesele bir bireyin hatası değil; bir zihniyetin çöküşüdür...
Gençlik, rol modele açtır...
Gençlik, güçlü sese meyillidir...
Gençlik, karizmatik figürlerden etkilenir...
Bir sanatçı sahnede söylediği her cümleyle aslında yüz binlerce zihne temas eder...
O yüzden sanatçı sıradan bir birey değildir. Etki gücü olan her insan sorumluluk taşır...
Bugün bazı gençler:
Hayran oldukları isimlerin yaşam tarzını taklit ediyor,
Onların siyasi duruşunu sorgulamadan benimsiyor,
Onların “cool” görünen alışkanlıklarını normalleştiriyor.
Fakat gerçek ortaya çıktığında en büyük hayal kırıklığını kim yaşıyor?
Gençler...
İnandıkları figürlerin maskesi düştüğünde güven duygusu da sarsılıyor...
Sanat camiasında yıllardır süregelen bir “dokunulmazlık” algısı var...
“Sanatçıya karışılmaz.”
“Sanatçı özgürdür.”
“Sanatçı eleştirilemez.”
Elbette sanat özgür olmalı. Ancak özgürlük; sorumsuzluk demek değildir...
Toplumun önünde olan herkes gibi sanatçılar da hukukun, ahlakın ve kamu vicdanının sınırları içindedir...
Pozitif ayrımcılık adı altında bazı davranışların görmezden gelinmesi, uzun vadede toplumsal çürümeye zemin hazırlar...
Çünkü adalet seçici olamaz...
Bir başka mesele de sanatın siyasetle kurduğu ilişki.
Sanatçı elbette görüş beyan edebilir. Eleştirebilir, destekleyebilir, karşı çıkabilir. Bu demokratik bir haktır...
Ancak:
Siyaseti sahne kariyeri için araç haline getirmek,
Siyasi söylemi popülerlik artırma aracı olarak kullanmak,
Gündeme göre pozisyon almak,
bu tavırlar samimiyet sorgulamasını beraberinde getirir.
Toplum şunu sorar:
Bu söz gerçekten bir inancın ürünü mü, yoksa bir imaj çalışmasının parçası mı?
Tarih boyunca bir gerçek değişmemiştir:
Hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmaz...
Şöhret, geçicidir...
Popülerlik, dalgalıdır...
Gündem, hızlıdır...
Ama kayıt kalıcıdır...