Toplumun Karnesi: Otobüs Durağında Yazılıyor
Toplumun Karnesi: Otobüs Durağında Yazılıyor
Eğitim denildiğinde akla hep okul binaları, müfredatlar, sınavlar geliyor. Oysa toplumun gerçek eğitim seviyesi, sınıfta değil; otobüs durağında, durakta, kuyrukta, kaldırımda ölçülür.
Biz ne yazık ki bu sınavdan her gün kalıyoruz.
Bir düşünün…
Toplu taşımaya binen insanların önemli bir kısmı hâlâ metroya nasıl binileceğini bilmiyor. Kartını nerede okutup, hangi kapıdan girileceğini şaşırıyor. Daha kötüsü, otobüse bindikten sonra cebini karıştırmaya başlıyor. Şoför bekliyor, arkadaki yolcular sinirleniyor, trafik aksıyor. Ama kimse bunun bir toplum düzeni meselesi olduğunun farkında değil.
Mavi koltuklar…
Yaşlılara, hamilelere, engellilere ve çocuklu kadınlara ayrılmış o koltuklar. Üzerinde yazıyor, simgesi var, rengi farklı. Ama yine de gençler kulaklıklarını takıp oralara oturuyor. Yaşlı ayakta, hamile kadın tutunacak yer arıyor. Uyarınca da mahcup olmak yerine terslenen bir toplum haline geldik.
Bu cehalet mi?
Hayır.
Bu daha tehlikeli bir şey: umursamazlık ve bilinçsizlik.
Eğitim sadece okuma yazma değildir. Eğitim; sıraya girmeyi bilmek, başkasının hakkına saygı duymak, kamusal alanı paylaşmayı öğrenmektir. Eğitim; “ben” değil, “biz” diyebilmektir.
Burada belediyelere düşen sorumluluk sadece araç almak, hat açmak değildir. Toplu taşıma kültürünü öğretmek de belediyeciliğin bir parçasıdır. Anonsla geçiştirilen uyarılar yetmez. Görsel anlatımlar, kısa bilgilendirici videolar, duraklarda ve araç içlerinde sürekli hatırlatılan sade mesajlar gerekir. Toplumun anlayacağı dilden konuşmak zorundasınız.
Milli Eğitim Bakanlığı’na düşen görev ise daha da hayati. Çünkü bu sorun, yetişkinlikte değil çocuklukta çözülür. İlkokuldan itibaren toplumsal yaşam kuralları kitap sayfalarında kalmamalı; davranışa dönüşmelidir. Öğrenciye mavi koltuğun neden mavi olduğu, sıraya girmenin neden önemli olduğu, toplu taşımanın neden ortak alan olduğu anlatılmalıdır.
Ne yazık ki biz yıllardır sadece diploma verdik, bilinç veremedik. Okuldan mezun olan ama toplu taşımada nasıl davranacağını bilmeyen milyonlar yetiştirdik. Kuralları ceza korkusuyla uygulayan, denetim yoksa hiçe sayan bir anlayış oluştu.
İşte tam da bu noktada mesele artık küçük uyarılarla çözülecek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu, açıkça bir eğitim seferberliği çağrısıdır. Belediyelerin, Milli Eğitim’in, sivil toplumun ve medyanın el ele vermesi gereken bir toplumsal görevdir. Kampanyalarla, uygulamalı eğitimlerle, sürekli ve ısrarlı bir anlatımla toplum yeniden ortak yaşam kültürüne alıştırılmalıdır.
Çünkü bugün otobüste mavi koltuğu işgal eden anlayış, yarın trafikte, kamuda, sokakta karşımıza çıkmaktadır. Toplum bilinci; kanunla değil, kültürle oluşur.
Ve kültür, ertelenerek değil, seferberlikle inşa edilir.
Belki de bu yüzden ülkenin gerçek karnesi, sınıflarda değil; her sabah otobüs duraklarında yazılıyor.