Ateşine Dayanabileceğin Kadar Günah İşle...
Ateşine Dayanabileceğin Kadar Günah İşle...
Ateşine Dayanabileceğin Kadar Günah İşle...
Hoca değilim...
Fetva verecek konumda hiç değilim...
Sadece iyi bir müslüman olma gayretindeyim...
Dinimin güzelliklerini biliyor, anlamaya çalışıyor, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabiliyorum...
Gel gör ki bildiklerimi hayatımın her alanında gerektiği gibi yaşamıyorum...
Beş vakit namazımı kılamasam da cumaları kaçırmamaya özen gösteriyorum...
Mütevazı yaşantımdan ödün vermiyorum...
Bir insanın ardından bırakabileceği en güzel mirasın, insanların gönlünde bıraktığı güzel iz olduğuna inanıyorum...
Bu yüzden hayır duası almaya çok ama çok önem veriyorum...
Aileme ve sevdiklerime olan sadakatimi ise tartışmaya bile açmıyorum...
Kumar, içki, şans oyunları...
Bunların hiçbiri benim kitabımda yok...
Ama bütün bunlara rağmen zaman zaman kendimi çok günahkâr hissediyorum...
Belki de bunun sebebi sadece kendi eksiklerim değil...
İçinde yaşadığımız toplumun hızla değişmesi, değerlerimizin birer birer aşınması ve insanların birbirine karşı tahammülünü kaybetmesi de insanın kendisini sorgulamasına neden oluyor...
Toplumsal yozlaşma bizi öylesine savuruyor ki zaman zaman “Acaba ahir zaman alametlerini mi yaşıyoruz?” diye düşünmeden edemiyorum...
Bir yazıda okumuştum:
“Ateşine dayanabileceğin kadar günah işle...”
Ne ağır bir söz!
Bu cümleyi her hatırladığımda kendi kendime, “Yandı gülüm, keten helva” demekten kendimi alamıyorum...
Çünkü insanın bugün yaptığı yanlışların bedelini yarın ödeyeceğini bilmesi gerekiyor...
Ama asıl mesele şu:
Biz artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile birbirine karıştırır hale geldik...
“Köpeğin önüne atsan yemez” dediğimiz para, bugün neredeyse hepimizi esir almış durumda...
Para kazanmak, daha çok kazanmak, daha fazlasına sahip olmak...
Sanki hayatın tek amacı bunlarmış gibi davranıyoruz...
Toplumun bir kesimi paranın gücüne adeta taparken, diğer kesimi ise yıllardır dilimizden düşürmediğimiz “Parayla saadet olmaz” sözünden hayli uzaklaşmış görünüyor...
Artık para sadece cebimizi değil, düşüncelerimizi de yönetiyor...
Dostluklar, ilişkiler, hatta insanların birbirine verdiği değer bile çoğu zaman maddiyat üzerinden ölçülüyor...
Oysa insanın sahip olduğu en büyük zenginlik; sağlığı, ailesi, sevdikleri ve huzurudur...
Ben bu yüzden her zaman içimden aynı duayı etmeyi ihmal etmiyorum:
“Rabbim, sağlık versin...”
Çünkü sağlık varsa umut vardır...
Aile varsa güç vardır...
Sevgi varsa hayatın anlamı vardır...
Gerisi...
Bir gün var, bir gün yok.
Belki çok dindar değilim...
Belki ibadetlerimi olması gerektiği kadar yerine getiremiyorum...
Belki eksiklerim, hatalarım ve günahlarım var...
Ama yine de insan kalmanın, kul olduğunu unutmamanın ve iyiliği elden geldiğince çoğaltmanın önemli olduğuna inanıyorum...
Çünkü insanın en büyük sınavı, sadece ne kadar ibadet ettiği değil;
Elindeki imkânlarla nasıl bir insan olduğudur..
Ve ben hâlâ, bütün eksiklerime rağmen, iyi bir insan olarak kalabilmenin peşindeyim...