Yasemin Bilgi
Köşe Yazarı
Yasemin Bilgi
 

SESİMİ DUYAN VAR MI?

17 Ağustos 1999 depreminin simgesi olarak kulaklarımıza yerleşen ve neredeyse tamamen unuttuğumuz bu slogan, ne yazık ki 6 Şubat depremleriyle yeniden gündemimize oturdu! Hem de belleklerimizde 24 yıl önce açmış olduğu, kabuk tutmuş derin acı ve travmalarımızı kanata kanata…Canımızı en derinden yaka yaka… Sadece acının en derin şekilde yaşandığı bu topraklarda değil, dünyanın en ücra köşesinde bile yankılandı bu haykırış!.... “Sesimi duyan var mı??!!....” Yok muydu gerçekten?.. Binlerce tonluk enkazın altından cep telefonuyla bağlanabilen, mesaj atan, konum atan, bir şekilde bu haykırışa yanıt veren, onlarca, yüzlerce, belki de binlerce insan yok muydu ilk günlerde? Vardı elbet, vardı… Hatta onlar da haykırdı binlerce tonluk molozların altından: -  “Buradayım!...”, “Buradayız!...”, “ Yaşıyoruz!”, “ Kurtarın bizi!..” diye!.. - “Sesimizi duyan var mı “ diyerek, yitip gitti binlerce cân göz göre göre! Yedi kat semada bile karşılık buldu… Buldu da… Koştu melekler, Allah dostları, ruhani varlıklar koştu yetişti. 20 günlük bebeyi 60 saat, 5 aylık bebeyi 134 saat boyu doyurup, sarıp sarmaladılar zemheri ayazında… Ama bulması gerekenler bulamadı!.. Ya da buldu da ekipmanı yetmedi!.. Duyması gerekenler duyamadı!.. Duydu da harekete geçmedi!.. Türk halkının en büyük gücü Mehmetcik kışlada emir bekledi koşmak için! Koşup da yaraları sarmak için!! Koşan koştu… Bulan buldu.. Duyup da harekete geçen ise günah keçisi seçildi.. Hakarete uğradı!.. Hedef tahtası oldu, ayıpları arandı, yardım tırları soyuldu!   Televizyon ekranlarında 85 milyonun vicdanına seslenip para toplayan devletin yardım kurumu tarih yazdı. Halkın bağışlarıyla almış olduğu çadırları, depolarda saklayıp sonra da depremin ilk saatlerinden beri  bölgede çalışan sivil toplum kuruluşlarına para karşılığında sattı. Rezillik diz boyunu aştı. Bunu sağır sultan bile duyunca; Pakistan depremzedeler için yolladığı çadırlara “ NOT FOR SALE” satılık değil yazdı. Bağış yaptığı için Madonna bile Fe..cü  oldu! Kefensiz gömülen, cesedi bulunamayan onbinlerce kişiden helâllik isteyenler bile oldu. 11 Şehrin haritası, yeryüzü şekli, coğrafyası değişti, değişti de başımızdakilerin zihniyeti değişemedi!.. Dağlar denizler yerinden kaydı, nehirler birleşip göl oldu da, siyasetçiler birleşip lâl olamadı.. Susmadı!.. Susamadı!.. Herkes birbirini suçladı, kimse sorumluluk almadı.. Her doğal ya da yapay afette oldığu gibi suçlanan yine KADER oldu.. Oysa kader ölçü demekti. Türkiye’yi yönetenler bunu bilmek istemedi çünkü kaderin kendini savunması mümkün değildi onu suçlamak kolaydı Deyim yerindeyse parti yine Cenab-ı Hâkka kaldı. Gökyüzünden oyuncak ayı bile yağdı da, yağması gereken sevgi ve hoş görü yağmuruna hasret kaldı bu katılaşmış kalpler, bu kadim topraklar.. Olanlar oldu!.. Gidenler gitti!.. Yitenler yitti!.. Geriye gözü yaşlı analar, bağrı yanık babalar, öksüz ve yetim bebelerle sahipsiz hayvancıklar kaldı!.. Ama biten bitmedi…. Bitemedi! Herkes sandı ki, iki battaniye, bir koli gıda, üç beş kuruş para yollarsam bu işteki sorumluluğum biter. “ Ben mi topladım 24 yıldan beri deprem vergilerini? Ben mi inşa ettim o şehirleri? Ben mi yaptım o binaları usulüne uygunsuz? Ben mi verdim imar ruhsatlarını, onaylarını? İmar affını ben mi çıkardım?.. Benim ne sorumluluğum var” diyenler!.. SESİMİ DUYAN VAR MI? Bu yıkılan, dışarda gördüğün 11 şehir değil! Bu yıkılan, çürümüş ve kokuşmuş düzendi çok uzun yıllardır süregelen!.. Bu enkaz yığınının altında kaldı insanlığımız!.. Sen komşun aç yatarken, yemek beğenmeyip çöpe dökerken başlamıştı deprem! Mültecileri insan olarak görmeyip kovaladığında, 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cesedi Bodrum sahillerine vurduğunda başlamıştı.. İtibarı insana ve insani değerlere değil, paraya ,mala, mülke, güce, makama ve şöhrete verdiğinde, kin ve nefret söylemlerini sağcı solcu, Alevi, Sünni, entel dantel  ayrımı üzerinden, üzerinden tekrar ettiğinde başlamıştı aslında.. Kadınlar, gençler, çocuklar sokak ortasında dövülüp öldürülürken, 6 yaşındaki çocuğa imam nikahı kıyılıp yatağa sokulurken, vakıf yurtlarında çocuklara tecavüz edilirken sessiz, Barınaklarda hayvanların kafasına kürekle vurulup öldürüldüğünde seyirci kaldığında! Onlarca cana mezar olan maden ocaklarındaki ihmal kazalarında; işletme sahiplerinin aklanmalarına şaşırmadığında başlamıştı deprem.. Oysa ki; dünya benim için yaratıldı, doğanın tüm nimetleri benim emrine verildi, tüm yaratılmışlar bana hizmet edecek sandığında yıkılmaya başlamıştı her şey birer birer!... Ne yazık ki; yerle bir olmaya devam edecek!.. Sen anlayana, sen idrak edene, sen bu dünyadan gelip geçmekte olan bir misafir olduğunu fark edene kadar da bitmeyecek! Taa ki; torunu olmaktan gurur duyduğun, Osmanlı’nın Kanuni Sultan Süleymanı: “Tek elimi tabuttan dışarı çıkarın ki; Cihan Padişahı Kanuni’nin  bile bu dünyadan elinin boş gittiğini görsünler” dediğini hatırlayana, kefenin cebinin olmadığını öğrenene dek!..
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2023 - Cumartesi

SESİMİ DUYAN VAR MI?

17 Ağustos 1999 depreminin simgesi olarak kulaklarımıza yerleşen ve neredeyse tamamen unuttuğumuz bu slogan, ne yazık ki 6 Şubat depremleriyle yeniden gündemimize oturdu! Hem de belleklerimizde 24 yıl önce açmış olduğu, kabuk tutmuş derin acı ve travmalarımızı kanata kanata…Canımızı en derinden yaka yaka…

Sadece acının en derin şekilde yaşandığı bu topraklarda değil, dünyanın en ücra köşesinde bile yankılandı bu haykırış!....

  • “Sesimi duyan var mı??!!....”

Yok muydu gerçekten?..

Binlerce tonluk enkazın altından cep telefonuyla bağlanabilen, mesaj atan, konum atan, bir şekilde bu haykırışa yanıt veren, onlarca, yüzlerce, belki de binlerce insan yok muydu ilk günlerde?

Vardı elbet, vardı…

Hatta onlar da haykırdı binlerce tonluk molozların altından:

-  “Buradayım!...”, “Buradayız!...”, “ Yaşıyoruz!”, “ Kurtarın bizi!..” diye!..

- “Sesimizi duyan var mı “ diyerek, yitip gitti binlerce cân göz göre göre!

Yedi kat semada bile karşılık buldu…

Buldu da…

Koştu melekler, Allah dostları, ruhani varlıklar koştu yetişti.

20 günlük bebeyi 60 saat, 5 aylık bebeyi 134 saat boyu doyurup, sarıp sarmaladılar zemheri ayazında…

Ama bulması gerekenler bulamadı!..

Ya da buldu da ekipmanı yetmedi!..

Duyması gerekenler duyamadı!..

Duydu da harekete geçmedi!..

Türk halkının en büyük gücü Mehmetcik kışlada emir bekledi koşmak için!

Koşup da yaraları sarmak için!!

Koşan koştu…

Bulan buldu..

Duyup da harekete geçen ise günah keçisi seçildi..

Hakarete uğradı!.. Hedef tahtası oldu, ayıpları arandı, yardım tırları soyuldu!  

Televizyon ekranlarında 85 milyonun vicdanına seslenip para toplayan devletin yardım kurumu tarih yazdı.

Halkın bağışlarıyla almış olduğu çadırları, depolarda saklayıp sonra da depremin ilk saatlerinden beri  bölgede çalışan sivil toplum kuruluşlarına para karşılığında sattı.

Rezillik diz boyunu aştı. Bunu sağır sultan bile duyunca; Pakistan depremzedeler için yolladığı çadırlara “ NOT FOR SALE” satılık değil yazdı.

Bağış yaptığı için Madonna bile Fe..cü  oldu!

Kefensiz gömülen, cesedi bulunamayan onbinlerce kişiden helâllik isteyenler bile oldu.

11 Şehrin haritası, yeryüzü şekli, coğrafyası değişti, değişti de başımızdakilerin zihniyeti değişemedi!..

Dağlar denizler yerinden kaydı, nehirler birleşip göl oldu da, siyasetçiler birleşip lâl olamadı.. Susmadı!.. Susamadı!..

Herkes birbirini suçladı, kimse sorumluluk almadı.. Her doğal ya da yapay afette oldığu gibi suçlanan yine KADER oldu.. Oysa kader ölçü demekti. Türkiye’yi yönetenler bunu bilmek istemedi çünkü kaderin kendini savunması mümkün değildi onu suçlamak kolaydı Deyim yerindeyse parti yine Cenab-ı Hâkka kaldı.

Gökyüzünden oyuncak ayı bile yağdı da, yağması gereken sevgi ve hoş görü yağmuruna hasret kaldı bu katılaşmış kalpler, bu kadim topraklar..

Olanlar oldu!.. Gidenler gitti!.. Yitenler yitti!..

Geriye gözü yaşlı analar, bağrı yanık babalar, öksüz ve yetim bebelerle sahipsiz hayvancıklar kaldı!..

Ama biten bitmedi….

Bitemedi!

Herkes sandı ki, iki battaniye, bir koli gıda, üç beş kuruş para yollarsam bu işteki sorumluluğum biter.

“ Ben mi topladım 24 yıldan beri deprem vergilerini?

Ben mi inşa ettim o şehirleri?

Ben mi yaptım o binaları usulüne uygunsuz?

Ben mi verdim imar ruhsatlarını, onaylarını?

İmar affını ben mi çıkardım?..

Benim ne sorumluluğum var” diyenler!..

SESİMİ DUYAN VAR MI?

Bu yıkılan, dışarda gördüğün 11 şehir değil!

Bu yıkılan, çürümüş ve kokuşmuş düzendi çok uzun yıllardır süregelen!..

Bu enkaz yığınının altında kaldı insanlığımız!..

Sen komşun aç yatarken, yemek beğenmeyip çöpe dökerken başlamıştı deprem!

Mültecileri insan olarak görmeyip kovaladığında, 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cesedi Bodrum sahillerine vurduğunda başlamıştı..

İtibarı insana ve insani değerlere değil, paraya ,mala, mülke, güce, makama ve şöhrete verdiğinde, kin ve nefret söylemlerini sağcı solcu, Alevi, Sünni, entel dantel  ayrımı üzerinden, üzerinden tekrar ettiğinde başlamıştı aslında..

Kadınlar, gençler, çocuklar sokak ortasında dövülüp öldürülürken, 6 yaşındaki çocuğa imam nikahı kıyılıp yatağa sokulurken, vakıf yurtlarında çocuklara tecavüz edilirken sessiz,

Barınaklarda hayvanların kafasına kürekle vurulup öldürüldüğünde seyirci kaldığında!

Onlarca cana mezar olan maden ocaklarındaki ihmal kazalarında; işletme sahiplerinin aklanmalarına şaşırmadığında başlamıştı deprem..

Oysa ki; dünya benim için yaratıldı, doğanın tüm nimetleri benim emrine verildi, tüm yaratılmışlar bana hizmet edecek sandığında yıkılmaya başlamıştı her şey birer birer!...

Ne yazık ki; yerle bir olmaya devam edecek!.. Sen anlayana, sen idrak edene, sen bu dünyadan gelip geçmekte olan bir misafir olduğunu fark edene kadar da bitmeyecek!

Taa ki; torunu olmaktan gurur duyduğun, Osmanlı’nın Kanuni Sultan Süleymanı: “Tek elimi tabuttan dışarı çıkarın ki; Cihan Padişahı Kanuni’nin  bile bu dünyadan elinin boş gittiğini görsünler” dediğini hatırlayana, kefenin cebinin olmadığını öğrenene dek!..

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.