Baran Bengay
Köşe Yazarı
Baran Bengay
 

1960'ların dünyasını düşünün

Bir evin köşesinde radyo. Duvarda ağır ağır çalışan bir saat. Masada birkaç gazete. Uzakta yaşayan birinden gelecek mektubun yolu gözleniyor. Telefon her evde yok. Televizyon henüz hayatın merkezine yerleşmemiş. Akşam olduğunda sokakların sesi azalıyor. İnsanlar birbirlerini ekrandan değil, gözlerinden tanıyor. Dünya sanki daha yavaş dönüyor. Ama zamanın garip bir huyu var. Hiç kimseyi beklemiyor. O siyah-beyaz dünyanın üzerinden çok uzun zaman geçmedi. Bugün cebimizde taşıdığımız küçücük bir telefonla dünyanın öbür ucunu görebiliyoruz. Bir mektubun haftalarca süren yolculuğu, birkaç saniyelik mesaja dönüştü. Ansiklopedilerin yerini internet aldı. Şimdi ise karşımızda yapay zeka var. Soruyoruz. Cevap veriyor. Yazıyor. Çiziyor. Konuşuyor. Bazen insan ister istemez düşünüyor. 1960 yılında yaşayan bir insan bugünün dünyasına bir geceliğine gelse ne hissederdi? Muhtemelen önce hayran kalırdı. Sonra biraz ürperirdi. Çünkü insanın hayal ettiği birçok şey gerçekleşti. Ama gerçekleştirdiğimiz her şey bizi biraz daha hızlandırdı. Şimdi dünya yine değişiyor. Yapay zeka. Robotlar. Sürücüsüz araçlar. Yeni nesil bilgisayarlar. Belki bugün hayal bile edemediğimiz başka teknolojiler. Bunlardan kaçamayız. Ama her yeniliğin peşinden koşarken kendimize küçük bir soru sormamız gerekiyor. Dünyaya ayak uydururken kendimizden ne kadar uzaklaşıyoruz? Teknolojiyi öğrenelim. Dünyayı takip edelim. Yeniliğe açık olalım. Ama arada eski bir fotoğrafa da bakalım. Bir kitabın sayfasını çevirelim. Bir dostumuzun sesini ekrandan değil, yanımızda duyalım. Çünkü gelecek ne kadar teknolojik olursa olsun insanın içinde hep eski dünyadan kalan küçük bir oda olacak. Belki bir radyo sesi. Belki sararmış bir fotoğraf. Belki hiç gelmeyecek bir mektubun hatırası... Dünya değişecek. Biz de değişeceğiz. Ama asıl mesele değişmek değil. Değişirken insan kalabilmek.
Ekleme Tarihi: 23 Ağustos 2026 -Pazar

1960'ların dünyasını düşünün

Bir evin köşesinde radyo.

Duvarda ağır ağır çalışan bir saat.

Masada birkaç gazete.

Uzakta yaşayan birinden gelecek mektubun yolu gözleniyor.

Telefon her evde yok.

Televizyon henüz hayatın merkezine yerleşmemiş.

Akşam olduğunda sokakların sesi azalıyor.

İnsanlar birbirlerini ekrandan değil, gözlerinden tanıyor.

Dünya sanki daha yavaş dönüyor.

Ama zamanın garip bir huyu var.

Hiç kimseyi beklemiyor.

O siyah-beyaz dünyanın üzerinden çok uzun zaman geçmedi.

Bugün cebimizde taşıdığımız küçücük bir telefonla dünyanın öbür ucunu görebiliyoruz.

Bir mektubun haftalarca süren yolculuğu, birkaç saniyelik mesaja dönüştü.

Ansiklopedilerin yerini internet aldı.

Şimdi ise karşımızda yapay zeka var.

Soruyoruz.

Cevap veriyor.

Yazıyor.

Çiziyor.

Konuşuyor.

Bazen insan ister istemez düşünüyor.

1960 yılında yaşayan bir insan bugünün dünyasına bir geceliğine gelse ne hissederdi?

Muhtemelen önce hayran kalırdı.

Sonra biraz ürperirdi.

Çünkü insanın hayal ettiği birçok şey gerçekleşti.

Ama gerçekleştirdiğimiz her şey bizi biraz daha hızlandırdı.

Şimdi dünya yine değişiyor.

Yapay zeka.

Robotlar.

Sürücüsüz araçlar.

Yeni nesil bilgisayarlar.

Belki bugün hayal bile edemediğimiz başka teknolojiler.

Bunlardan kaçamayız.

Ama her yeniliğin peşinden koşarken kendimize küçük bir soru sormamız gerekiyor.

Dünyaya ayak uydururken kendimizden ne kadar uzaklaşıyoruz?

Teknolojiyi öğrenelim.

Dünyayı takip edelim.

Yeniliğe açık olalım.

Ama arada eski bir fotoğrafa da bakalım.

Bir kitabın sayfasını çevirelim.

Bir dostumuzun sesini ekrandan değil, yanımızda duyalım.

Çünkü gelecek ne kadar teknolojik olursa olsun insanın içinde hep eski dünyadan kalan küçük bir oda olacak.

Belki bir radyo sesi.

Belki sararmış bir fotoğraf.

Belki hiç gelmeyecek bir mektubun hatırası...

Dünya değişecek.

Biz de değişeceğiz.

Ama asıl mesele değişmek değil.

Değişirken insan kalabilmek.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.