Çağdaş Yıldırım
Köşe Yazarı
Çağdaş Yıldırım
 

Çocuklar artık ekranla büyüyor

  Bir zamanlar... Özellikle 2010'lu yılların başında evin en kıymetli teknolojik varlığı salondaki bilgisayardı.  “Aman dikkat et virüs bulaştırma”, “Sıranı bekle...”, “Akşam baban gelsin bakacak” gibi cümleler eşliğinde kullanılan, ailece paylaşılan bir ekrandı o. Bugünse çocukların ana ekranı çok daha küçük ama etkisi çok daha büyük: cebin içindeki koca bir dünya. TÜİK verileri bize sadece rakam anlatmıyor; sessiz bir kültürel devrimi de ele veriyor. 2013’te 6-15 yaş grubundaki çocukların yarısı internetle tanışmışken, 2024 itibarıyla bu oran yüzde 91’e dayanmış durumda. Ama asıl hikaye “erişim” değil. Asıl mesele, nasıl ve neyle bağlandıkları. Bilgisayar masadan kalktı, cep devraldı. Akıllı telefon kullanımı çocuklar arasında 10 yılda üç katına çıktı.  Üstelik artık bu telefonlar “annenin telefonu” da değil. Kişisel sahiplik oranı yüzde 44. Yani her iki çocuktan biri, kendi dijital evreninin anahtarını cebinde taşıyor. Bu değişimle birlikte telefonun anlamı da evrim geçirdi. 2013’te cep telefonu çocuklar için neredeyse sadece “alo” demekti. Bugünse film, dizi, video, sosyal medya ve eğlence merkezi. Konuşma geri planda; izleme ve kaydırma ön planda.  Sosyal medya kullanımı son üç yılda neredeyse ikiye katlanmış. Çocuklar artık yalnızca içerik tüketmiyor, dijital kültürün aktif bir parçası haline geliyor. Pandemi döneminde zirve yapan “telefondan derse girme” alışkanlığı düşmüş olabilir ama bu, telefonun eğitimden çıktığı anlamına gelmiyor. Aksine, çocukların büyük çoğunluğu hala ödev ve araştırma için cep telefonunu kullanıyor. Yani telefon, eğlenceyle öğrenmeyi aynı ekranda buluşturuyor. Bir tuş yukarıda matematik videosu, bir kaydırma aşağıda kısa bir eğlence klibi. İşte tam da bu noktada mesele “ekran süresi” tartışmasından çıkıp “ekran içeriği” meselesine dönüşüyor. Telefonu yasaklamak mı? Gerçekçi değil. Görmezden gelmek mi? Daha da riskli. Asıl soru şu: Çocuk bu dijital dünyada yalnız mı, yoksa rehberli mi? Markalar için bu tablo, çocuklara ulaşmanın artık reklamdan çok sorumluluk gerektirdiğini gösteriyor. Ebeveynler için mesele, çocuğun ne kadar süre ekrana baktığından çok, neye baktığı. Eğitim dünyası içinse akıllı telefon, ya korkulan bir dikkat dağıtıcı ya da doğru yönlendirmeyle güçlü bir öğrenme aracına dönüşebilir. Veriler çok net: Akıllı telefonlar çocukların hayatından çıkmayacak. Ama nasıl gireceği, nerede duracağı ve ne öğreteceği hala bizim elimizde. Belki de yeni çağın ebeveynliği ve eğitimi, “telefonu bırak” demekten çok şunu demeyi gerektiriyor: “Gel, birlikte bakalım” Çocuğun dijital dünyayla kurduğu ilişki de bugün şekilleniyor. Ekranı yasaklamak değil, doğru içerikle yönlendirmek; ana ekranı kader değil, bilinç meselesi haline getirmek zorundayız. Çünkü yarının yetişkini, bugünün ana ekranında büyüyor. Ağaç yaşken eğilir.
Ekleme Tarihi: 16 Aralık 2025 -Salı

Çocuklar artık ekranla büyüyor

 

Bir zamanlar... Özellikle 2010'lu yılların başında evin en kıymetli teknolojik varlığı salondaki bilgisayardı. 

“Aman dikkat et virüs bulaştırma”, “Sıranı bekle...”, “Akşam baban gelsin bakacak” gibi cümleler eşliğinde kullanılan, ailece paylaşılan bir ekrandı o.

Bugünse çocukların ana ekranı çok daha küçük ama etkisi çok daha büyük: cebin içindeki koca bir dünya.

TÜİK verileri bize sadece rakam anlatmıyor; sessiz bir kültürel devrimi de ele veriyor. 2013’te 6-15 yaş grubundaki çocukların yarısı internetle tanışmışken, 2024 itibarıyla bu oran yüzde 91’e dayanmış durumda. Ama asıl hikaye “erişim” değil. Asıl mesele, nasıl ve neyle bağlandıkları.

Bilgisayar masadan kalktı, cep devraldı.

Akıllı telefon kullanımı çocuklar arasında 10 yılda üç katına çıktı. 

Üstelik artık bu telefonlar “annenin telefonu” da değil. Kişisel sahiplik oranı yüzde 44. Yani her iki çocuktan biri, kendi dijital evreninin anahtarını cebinde taşıyor.

Bu değişimle birlikte telefonun anlamı da evrim geçirdi. 2013’te cep telefonu çocuklar için neredeyse sadece “alo” demekti. Bugünse film, dizi, video, sosyal medya ve eğlence merkezi. Konuşma geri planda; izleme ve kaydırma ön planda. 

Sosyal medya kullanımı son üç yılda neredeyse ikiye katlanmış. Çocuklar artık yalnızca içerik tüketmiyor, dijital kültürün aktif bir parçası haline geliyor.

Pandemi döneminde zirve yapan “telefondan derse girme” alışkanlığı düşmüş olabilir ama bu, telefonun eğitimden çıktığı anlamına gelmiyor. Aksine, çocukların büyük çoğunluğu hala ödev ve araştırma için cep telefonunu kullanıyor. Yani telefon, eğlenceyle öğrenmeyi aynı ekranda buluşturuyor. Bir tuş yukarıda matematik videosu, bir kaydırma aşağıda kısa bir eğlence klibi.

İşte tam da bu noktada mesele “ekran süresi” tartışmasından çıkıp “ekran içeriği” meselesine dönüşüyor.

Telefonu yasaklamak mı? Gerçekçi değil.
Görmezden gelmek mi? Daha da riskli.

Asıl soru şu: Çocuk bu dijital dünyada yalnız mı, yoksa rehberli mi?

Markalar için bu tablo, çocuklara ulaşmanın artık reklamdan çok sorumluluk gerektirdiğini gösteriyor. Ebeveynler için mesele, çocuğun ne kadar süre ekrana baktığından çok, neye baktığı. Eğitim dünyası içinse akıllı telefon, ya korkulan bir dikkat dağıtıcı ya da doğru yönlendirmeyle güçlü bir öğrenme aracına dönüşebilir.

Veriler çok net: Akıllı telefonlar çocukların hayatından çıkmayacak.
Ama nasıl gireceği, nerede duracağı ve ne öğreteceği hala bizim elimizde.

Belki de yeni çağın ebeveynliği ve eğitimi, “telefonu bırak” demekten çok şunu demeyi gerektiriyor: “Gel, birlikte bakalım”

Çocuğun dijital dünyayla kurduğu ilişki de bugün şekilleniyor. Ekranı yasaklamak değil, doğru içerikle yönlendirmek; ana ekranı kader değil, bilinç meselesi haline getirmek zorundayız. Çünkü yarının yetişkini, bugünün ana ekranında büyüyor.

Ağaç yaşken eğilir.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.