Samsunspor, Konferans Ligi’nde yaşadığı sarsıntının ardından ligde yeniden ayağa kalkmak için taraftarı önünde Başakşehir’i ağırladı. Kâğıt üzerinde bu maç bir “moral maçıydı”; sahada ise bir türlü tutmayan hamlelerin, ağırlaşan bacakların ve büyüyen kırılganlığın gecesi oldu. Skor tabelası 0-2’yi yazdı ama bu sonuç, oyunun anlattıklarının sadece küçük bir özetiydi.
Maça önceki haftalara göre belirgin biçimde düşük enerjiyle başlayan taraf Samsunspor’du. Kırmızı Şimşekler, erken dakikalarda yakaladığı birkaç fırsatı değerlendiremedi. İşte tam burada maçın ilk kırılma cümlesi yazıldı: Bu takım golü bulamadıkça oyunun kontrolünü kaybediyor. Bitiricilikte yaşanan her gecikme, rakibe yalnızca moral değil, oyunu kurma cesareti de veriyor.
Başakşehir topa daha fazla sahip oldu, Samsunspor kalesinde ciddi ataklar geliştirdi. Avrupa dönüşü yorgunluğu artık “bahane” olmaktan çıkmış, “saha içi gerçek” haline gelmişti. Baskı süreleri kısaldı, ikili mücadele temposu düştü, geçişlerdeki keskinlik kayboldu. İlk yarı golsüz bitti ama bu 0-0 bir denge hali değil, açık bir alarmdı.
İkinci yarıda beklenti netti: Thomas Reis oyunu ayağa kaldıracak hamleleri yapacak, Samsunspor risk alacak, tribünün itişiyle maçın yönü tekrar kırmızı-beyaza dönecekti. Olmadı. Hamleler yerine oturmadı. Daha doğrusu Samsunspor’un son haftalardaki temel sorunu bir kez daha kendini gösterdi: Oyuncu değişiklikleri oyunu geliştirmek, büyütmek için değil, oyunu idare etmek için yapılıyor. Çünkü kulübeden gelen katkı, skoru ve ritmi değiştirecek güçte değil.
Ve maçın en sert anı geldi. Oyuna sonradan giren Eyüp Aydın’ın ağır hatası, Başakşehir’e altın tepsiyle bir fırsat sundu. Rakip affetmedi: 0-1. Bu gol yalnızca skor üstünlüğü değil, zaten hassas olan Samsunspor psikolojisinin de aşağı çekilmesi demekti.
Normalde bu dakikadan sonra Samsunspor’dan bir reaksiyon beklersiniz: rakip kaleye yüklenme, kanatları zorlayan ısrar, daha net riskler… Ama tam tersi oldu. Yapılan değişikliklerle özellikle sol kanat, deyim yerindeyse bal yapmayan arıya döndü. Çok dolaştı, az ısırdı. Top taşındı ama tehdit taşınmadı.
Beraberlik için baskı kurulmaya çalışılırken bu kez savunmada yapılan bir başka büyük hatayla ikinci darbe geldi. Üstüne kaleci Okan Kocuk’un kolay kabul edilemeyecek bir gol yemesiyle maç fiilen bitti: 0-2. Tribünlerden yükselen ıslıklar da tam bu anda başladı.
Ve sahada iki kırılma anı, tribünde iki farklı protesto, iki ayrı hikaye vardı.
Eyüp Aydın: Gözyaşlarının Sebebi
Eyüp Aydın oyuna girdi, büyük bir hata yaptı ve bedelini kalemizde gördüğümüz golle ödedik. Ardından tribünlerden yükselen tepkiler ve sahayı gözyaşlarıyla terk eden genç bir futbolcu…
Burada bir parantez açmak gerekiyor. Eyüp Aydın’a gösterilen tepki yalnızca o “hatalı pas” için değildi. Bardak zaten doluydu; o pas son damla oldu. Galatasaray maçında Abdülkadir’in elini öpmeler, stat çıkışında GS Store poşetiyle görüntülenmeler… Samsunspor tribünü bunları not etti.
Burada Samsun, Eyüp Efendi.
Empati yap. Fenerbahçe forması giyen bir oyuncu, Galatasaraylı bir futbolcunun elini saha ortasında öperse ne olur? Ya da tam tersi takımlı... Kıyamet kopar. Dün akşam yaşadıkların, aslında bu şehrin sana gösterdiği en hafif, en “sükunetli” tepkiydi.
Gittiğin kulübün değerlerini, armasının ağırlığını bilip öyle hareket edeceksin. Ha yok, “Ben Galatasaraylıyım” diyorsan, o zaman elini öptüğün abilerine söyle, seni yanlarına alsınlar. O gün sarı kırmızılı o poşetle gezmek yerine çıkıp “cahillik ettim, Samsunspor camiasından özür dilerim” deseydin, belki dün o gözyaşları akmazdı. Bu yaşananlar, kulağına küpe olacak acı ama öğretici bir ders olsun.
Okan’ı Yemeyelim Renktaşlarım
Gelelim gecenin diğer protestosuna… Kaleci Okan Kocuk.
Evet, ikinci golde amatörce bir hata yaptı. Evet, hatalı goller yedi. Ama “yiğidi öldür, hakkını yeme” derler. Bu takımı Avrupa sahnesine taşıyan, birçok maçta Samsunspor’u ipten alan kalecidir Okan. Daha birkaç hafta önce “Milli takıma neden çağrılmıyor?” diye isyan ettiğimiz isimdir.
Eyüp Aydın konusunda taraftar ne kadar haklıysa, Okan’ı ıslıklama konusunda o kadar haksızdı. Vefasızlık bu şehre yakışmaz.
"Derbi" Şehir Efsanesi de Çöktü
Geçen hafta stat dolmayınca “İstanbul derbisi var, millet onu izliyor” diyenler vardı. Bu hafta derbi yoktu. Hava mevsimine göre uygun, gün ve saat uygundu… Tribünler yine boşluklarla doluydu. Demek ki mesele Fenerbahçe–Galatasaray değil anladınız mı? Stadyumun dolmamasının altında daha derin, daha yapısal nedenler var. Bu konu da Samsunspor camiasını ilgilendirir sizleri değil! Onu da başka bir gün uzun uzun konuşmak gerekecek.
Başkan’dan Mesaj, Taraftara Görev
Karanlık bir tablo çizdik ama tünelin ucundaki ışığı Başkan Yüksel Yıldırım yaktı. Maç sonrası yaptığı açıklama netti: Thomas Reis ile iki yıl daha devam, devre arası transferler ve hedeflerde mutabakat. Bu, “gemiyi terk etmiyoruz” mesajıdır. Aynı zamanda herkesin bildiği bir gerçeğin kabulüdür: Bu kadro, sakatlar, cezalar ve Avrupa temposuyla alarm veriyor.
Şimdi yapılması gereken belli.
Bu maçı unutun. Gözyaşlarını, ıslıkları, hataları 19 Mayıs’ın çimlerine gömün gitsin. Önümüzde Almanya’da oynanacak Mainz maçı ve ligde kritik bir Göztepe virajı var. Mainz maçı, Avrupa’da “tamam mı devam mı” maçı olduğu kadar, bu takım için yeniden ayağa kalkma fırsatıdır.
Taraftara düşen görev açık:
Takım Almanya’ya giderken tesislere akın etmek.
Futbolcuları başları önde değil, omuzlarda uğurlamak.
Eyüp’ü de, Okan’ı da bağrına basıp şu mesajı vermek:
“ Biz bitti demeden bitmez ”
Haydi Atatürklü arma…
Şimdi silkinip şahlanma zamanı.
Kalın sağlıcakla.