Bu soru bir rakam sorusu değil.
Bu soru, bir toplumun yaşlılarına ne kadar değer verdiğinin aynasıdır.
Özellikle altını çizmek gerekir:
En düşük emekli maaşı.
Çünkü mesele ortalamalar değil.
Mesele, ayakta kalmaya çalışan, sesi en az duyulan en düşük emekliler.
Bugün en düşük emekli maaşı, bir insanın yaşamını planlamasına yetmiyor.
Günü kurtarmaya bile zor yetiyor.
Ay sonu bir hedef değil, bir endişe olarak bekleniyor.
En düşük emekli, sabah kalktığında gününü nasıl geçireceğini değil,
hangi ihtiyacını erteleyeceğini düşünüyor.
Markete girdiğinde sepetini doldurmuyor,
eksiltiyor.
Bir ülkede en düşük emekli maaşıyla geçinen bir insan;
Torununa elini uzatamıyorsa,
Bir misafiri gönül rahatlığıyla ağırlayamıyorsa,
Kışın evinde üşüyorsa…
Burada sorun ekonomik değil, insanidir.
Emeklilik bir ayrıcalık değildir.
Bir yük hiç değildir.
Emeklilik, bir ömrün karşılığıdır.
Ama bugün en düşük emekliye verilen his şudur:
“Artık görünmezsin.”
Oysa en düşük emekli, en az yaşamayı hak eden değildir.
Sadece en çok unutulandır.
En düşük emekli maaşı;
İnsanın başını öne eğmeden yaşayabileceği,
Kimseye mahcup olmadan hayatını sürdürebileceği,
Yarınından korkmadan uyuyabileceği bir düzeyde olmalıdır.
Bu nedenle rakam konuşmak yetersizdir.
Çünkü mesele kaç lira olduğu değil,
neye yettiğidir.
Asıl soru şudur:
Bu ülkede en düşük emekli, hayatının son dönemini
huzurla mı geçirecek,
yoksa her gün biraz daha eksilerek mi yaşayacak?
Cevabı, açıklanacak rakamlar değil;
en düşük emeklinin hayatında hissedilecek değişim verecek.